Tell your mother I hate you.
Ayrılıyor bi şekilde, baya baya kafaların oluyor. Aynı anda, iki tane.
Ask me anything
müzik dinlerim.
cümle kurarım.
Archive
RSS feed
Theme by Stijn
May 29th
6:25 AM

En iyi şey.

Ephemicropolis - Peter Root

(Source: thehungryelephant)

May 22nd
10:01 PM

Yine bir takım taklitler yapıyordum. Şimdi sıra ellerini kaldırıma koymak zorunda kalan kadında. Ben demiyorum, o kadının gözleri kapalı. Ellerini dolmuşa uzatan yaşlı adam da olabilirim. Kaldırım kadına cevap vermiyor, dolmuşlar durmuyor. İnşaat alanında kocaman aletlere asılıp sallanan işçileri izleyip dünyanın en huzurlu gülümsemesini atıyorum. Aynı anda mı oluyor bunlar. Kadın kaldırımdan kalkamıyor, hiçbir şeyi olmayan insanlara imrendiğimden utanıyorum. Merhaba, ben hiçbir şeye sahip olmak istemeyenim ve yaşadığınız acılar beni de fazlasıyla üzüyor. Ne istersiniz? Kadın gözlerini açsa, tamam nolur diyeceğim nolur gel benimle. Sarılırım ben. Ama yok, sarılmayı adamdan saymıyorlar. O kadar büyük bir kalabalık varmış gibi, kendimden başkasını göremiyorum. Görmediğin şeye inanma değil inan. İnsanlar gözümdeki yaşı bile samimi bulmuyor, kadın. Oysa benim boğazım düğüm düğüm. Bu yabancılaşma, bu hor görmelerle nasıl yaşayabildiklerini düşünmekten çıldırıyorum, senin hesabını tutmam gerek. Onlara gününü göstermem lazım. Neyi tutuyorum, saçmalamıyorum ama demek istediklerimin tam zıttını anlayacaklar korkarım ki. Aklım almıyor, gözlerimi kapatsam da yutkunamıyorum. 

May 19th
4:06 PM

Unuttum. Bir çok insanı unutmaktan bahsediyorum; yoksa bir kirazı nasıl unutabilir, kırılan bir masanın verdiği acıyı nasıl duyumsayamam. Bazılarını asla unutamam diyorum. Çok insan var. Kirazlar birbirine benzer. İnsanlar değil. Masalar yalan söylemez. İnsanlar yapar. Bir o kadar da yanlış anı var. İçime girmemesi gerekenlerden bahsediyorum. Ben terbiyeli konuşmak nedir bilmiyorum. Çayın soğumasını elbette beklemem. Bir şeyleri yanlış yapmazsak kurtulabiliriz. Bitmekten söz etmeliyim buralarda. Eminim bitemeyiz, ama tükenmek mutlak bir gerçekken dayanmak istemiyorum daha fazla. Dayanmaya çalıştığımı sanmamı sevmiyorum asıl. Yaşamak bu olmamalı. Gözümü açtığımda ellerimi havaya kaldırıp comolokko diyebilmeliyim, ya da ne bileyim azaltabilmeliyim aldığım hiç de faydası dokunmayan aparatları. Tırnak törpülerken çıkan sese bile dayanamıyorum. Bir yerde değil bende bir yanlış var bu sıralar, tabii uzun zamandır süregelen bir yanlış iyice dışarı çıktı elimi tutmak parka gitmek falan da istemiyor. Gel gidelim demiyor. Pamuk şekerler saplarını bırakmış, artık kutularda satılıyor. Haklı, parka gitmek istemiyorum ben de. Ne diye böyle şeyler yapıyorsunuz. Uyuyorum kimse yok. Uyanıyorum yine yoklar. Günün birinde elsiz kolsuz kalmak istemiyorum, kremlerim bitsin istemiyorum, gözlerim hep yuvalarında kalsın. Basit.

O ben değilim yazık ki. 

April 25th
9:31 PM

Yeni şeyler yaratamıyorum. Ha evet ya o başkasına mahsustu. Her şeyi de karıştıyorum. Kaşık misali. 

Neyse ne.

Solak bile olamıyorum. 

April 18th
10:22 AM

Bahsediliyor. Sesler var. Hiç gücüm kalmamış, ağzımı oynatıyorum bir tek. Sahi oynatabiliyor muyum. Çıkan seslerim azaldıkça azaldı. Anlatılacak ne çok şeyiniz var, ben ne kadar boşum. Hatırlayamadığım için. Dikkat etmediğim için. Kim kimin gözüne kaç saniye baktı, saymadığım için. Gidemediğim için. Yapamadığım için. Edemeyenler hakkında bir yazı yazılmalı, denmeli ki üstlerine gitmeyin. Kimse önemsemese de olur, gibi cümleler de koyun. Kağıdı buruşturup atarım sonra zaten, çünkü ben bunları zaten biliyorum ya.

Bisikleti olsun istemeyen bir çocuğum.

Demem o ki yoruldum.

April 10th
10:15 PM

Bazen herkes her şeyi biliyormuş gibi. Sorun bu değil.

Bilmediğim şeyleri öğrendiğimdeki rahatsızlığımı size nasıl anlatsam.

Çok geç yaşlara kadar farelerin sadece yerde dolaşabildiğine inandım, Jerry’ye rağmen. Bacaktan ibaret kadın sandalyenin üstüne çıkıyordu çünkü. Fareler sadece yerde dolanmıyor artık. Bitmiş.

Söylemeseniz de olurdu.

Bu tip şeyler. Basit şeyler. Uyurken sallanabilmeyi öğretseydiniz bana. Ya da mesela elmaya armut deseydiniz. Aynı manalardan konuşmasaydık.

Çok sıkıcıyım, çünkü sen çok sıkıcısın. Boğulma diye söylüyorum. 

April 1st
12:12 AM
March 20th
9:53 PM

Çünkü ben hala kelimelerin ve oluşturduklarının manalarını karıştırıyorum. Yanlış anlıyorum. Sonra biri farkına var diyor. Kendimden bir on çıkarıp hafiflemeye çabalıyorum.

‘Gülebiliriz.’

‘Eğer duramıyorsan koşabilirim.’

‘Uzanıp film izleriz.’

‘Bacak boylarımızı ölçeriz.’

‘Düzgün çizmeyi öğretebilirsin bana.’

‘İsmini yazabilirim.’

‘Verdiğin şeyleri kaybetmemeyi de öğrenebilirim.’

Unutmamak için diyorum.

‘Sarılabilirim.’

Hiç gelmeden de gidebilirsin.

Yaşlanıyor. Bu mühim değil.

Deliriyor. Bu mühim değil.

Anlatamıyor. 

Ben her geçen gün yattığım yatağa bastığım zile yabancılaşıyorum. Birileri eve girip düğmelerin yönlerini değiştiriyor, yok diyorlar hep böyleydi. Hayır ama birileri girmiş belli. Ait olamazlar. Dışlamanın iyisi bu.

Emin olmak öldürüyor.

March 15th
10:32 PM

Dolabın içi poşet dolu. Dolapla duvar arası poşet dolu. 

Ellerim. Yok onlar istemle hareket eder.

Ha, istemek yetmiyor mu canım. O hep öyleydi ya. 

March 14th
10:01 PM

Ne kadar olmadığıma dair bir yazı.

Yapyabancı.

Ipıslak.